Yüksek Binaların Tarihçesi

Ana Sayfa » Blog » Yüksek Binaların Tarihçesi

Geçmişe bakıldığında güçlü olma arzusu, prestij, zenginlik, hakimiyet ve dini duyguların yüksek yapıların inşasında etkili olduğunu görürüz. İlk örneklerin Mısır firavunları için inşa edilmiş piramitler olduğu söylenebilir. Sümer Uygarlığında inşa edilmiş olan piramitlerin formu bir dağı andırır. Spiral olarak yükselen bu yapılar cennet ve dünya arasındaki bağlantıyı sağlayan merdiveni sembolize eder. Çin’de Pagodalar, İran’da Ziggurat ve pek çok dinde bahsi geçen Babil Kulesi insanın Tanrıya yakınlaşma isteğinin öncülerindendir. Ayrıca Roma ve Bizans döneminde Pantheon gibi tapınakların ve kilise çan kulelerinin, İslam kentlerinde ise cami minarelerinin yükseldiği görülür. İnsanoğlunun yükselme arzusu dökme demirin bulunması, yapılarda çeliğin kullanılmaya başlanması, hidroforun icadı ve asansörün bulunması gibi gelişmelerle kolaylaşmıştır.

19. Yüzyılda Yüksek Binalar

Yüksek yapılar ilk olarak bu dönemde Amerika Birleşik Devletleri’nde inşa edilmiştir. 1871 yılında Chicago merkezindeki büyük yangın sonrasında kent merkezindeki arsa fiyatlarının artması yeni yapı teknolojisi ve yapım tekniklerini geliştirme yollarının aranmasına neden olmuştur. William Le Baron Jenney, Louis Sullivan, Dankmar Adler, Daniel H. Burnham ve Martin Roche’un öncülüğünde “Chicago Okulu” adıyla yeni bir ekol doğmuş ve çelik iskelet sistem geliştirilerek ilk yüksek yapılar inşa edilmiştir. 1885 yılında Şikago’da William Le Baron Jenney tarafından yapılan “Home Insurance” binası, “Council on Tall Buildings and Urban Habitat” tarafından dünyanın ilk yüksek binası olarak kabul edilmiş ve tescillenmiştir.

“Home Insurance” binası üç-dört katlı binaların üst üste konularak inşa edildiği izlenimi vermektedir.

1885 yılında Chicago’ da yapılan Reliance Binası da tarihteki ilk gökdelenler arasındadır.

60 metre yüksekliğinde ve 15 katlı olan Reliance binasının taşıyıcı sistemi çelik çerçeveden yapılmıştır.

1880-1900 yılları arasında yapılan çerçeve sistemli yüksek yapılar, yüksek yapı gelişiminin ilk devresi ve Şikago dönemi yapıları olarak adlandırılır. Asansörün icadı ve kullanılmaya başlanması bu dönemde olmuştur. Bu dönemde Şikago görülmemiş bir hızla yeniden inşa edilmiştir.

1900 – 1930 Yılları

20. yüzyıl başında teknolojinin de gelişimiyle malzemeler ve buna bağlı olarak bina tasarımı ve cephe dekorasyonunda estetikliğin ön plana çıktığı örneklere rastlanmaktadır. Flariton Binası, Singer Binası ve Metropolitan Life Kulesi bu dönemin önemli örneklerindendir.

Metropolitan Life Kulesi (Şikago, 1909)

Bu dönemin 1. Dünya Savaşı’ na kadar yapılan en yüksek binalarından ve en önemli örneklerinden biri olan bina New York’ da 1913 yılında inşa edilen Woolworth Binası’dır. Cephesi Gotik motiflerle süslenmiş ve terracotta malzemesiyle kaplanmış bina 241 metre yüksekliğindedir. Katedral tarzı ofis binalarının ilk örneği olan bina, kule formuyla gelecek dönemlere ışık tutan ve ticari bir katedral olarak nitelendirilen yapı çelik kolon ve kirişlerle taşınmıştır.

Woolworth (New York, 1913)

Savaş dönemi sırasında durgunluk gösteren yüksek bina yapımı savaşın ardından 1920’li yıllarda tekrar hızlandı. Şehir siluetine pramidal bir etkiyle katılan ilk yüksek bina olan American Standart Binası, modern mimarlık tarihinin en önemli yapılarından biri olan Chicago Tribune Tower, 32 katlı Barclay Vessey Binası, 40 katlı New York Life Insurance Binası ve 29 katlı Helmsley Binası bu dönemde yükselen binalardan bazılarıdır.

Chicago Tribune Tower (Şikago, 1925)

1930-1950 Yılları

Bu dönemde Chicago ve New York’ da yükselmeye devam eden yapılar genellikle büro ve toplu konut binalarıdır. Çelik yapı sistemlerindeki gelişmeler devam etmiş çekirdekli, çerçeve tüp sistemler kullanılmıştır. Cephede ise daha hafif malzemelerin strüktürü oluşturduğu görülür. New York’da 1930 yılında inşa edilen Crysler Binası dönemin ilk yapılarındandır.

William Van Allen tarafından yapılan çelik çerçeve sistemli ofis binasında 30 adet yolcu asansörü mevcuttur. O zamana kadar yapılanların en yükseği olan bina 77 katlı ve 319 metre yüksekliğindedir. Bina önce 308 metre olarak tasarlanmış ancak Allen eski yardımcısı H. Craig Severence’nin 309 metre yüksekliğinde başka bir proje tasarladığını öğrenince Crysler Binasını bir kule ilavesiyle 319 metreye yükseltmiştir. Bu olay dönemin yükseklik yarışının boyutlarını gözler önüne sermektedir. Yapıldığında kırdığı yükseklik rekorundan çok, çağdaş biçim ve malzemelerle gerçekleştirilen “Art Deco” süslemeleriyle de dikkat çeken bir yapıdır. Bina en yüksek olma özelliğini ancak bir yıl koruyabilmiştir.

New York’da 1931 yılında yapımı tamamlanan 381 m yüksekliğine ulaşan 102 katlı Empire State Binası en yüksek olma rekorunun sahibi olmuştur.

Empire State Binası en yüksek olma rekorunu yaklaşık 40 yıl elinde tutmuştur.

Bu yapının ekonomik ölçüler içindeki yükseklik sınırını belirlemiş olduğu söylenilebilir. Bina yükselirken taşıyıcı sistemin ağırlaşması ve asansör sayısının artması dolayısıyla yapım maliyetlerinin de arttığı, büyük asansörlerin kiralık alanlarda azalmaya sebep olması nedeniyle binaların yükselmesinin kar sağlamayı olumsuz yönde etkilediği düşünülmüştür  Empire State binası gövdesinde yapılan geri çekmeler yüksek binaların komşu yapılara gölge yapma problemine de bir ölçüde çözüm getirmiştir. Bina cephesinde pencerelerin üzerlerine yapılan alüminyum kaplamalar ve yapının üst kısmında yer alan bitiş kulesi Art Deco izleri taşımaktadır.

2. Dunya Savaşı nın tetiklediği bir ekonomik krizin neticesinde dönem yapılarının genelinde ekonomi ve mühendislik kriterleri etkili olmaya başlamıştır. Teknolojinin ilerlemesi sürerken aranan çözüm yolları neticesinde yapay aydınlatma ve havalandırma sistemleri geliştirilmiş ve bu sayede yüksek yapıların daha etkin kullanımı bu dönemlerde gerçekleştirilmiştir.

Rockfeller Center ilk büyük şehircilik çalışmasıdır.

Empire States Binası’dan sonra yüksek yapılar daha farklı yaklaşımlarla ele alınmış, çevresiyle etkin olabilecek tasarımlar öne çıkmıştır. New York’ da 1947 yılında tamamlanan Rockfeller Center 48 500 metrekarelik bir alanı kaplar ve aralarında 70 katlı RCA binasının ve dünyanın en büyük gösteri salonu olan Radio City Music Hall’ un da bulunduğu farklı boyutlardaki on beş yapıdan oluşur.

1950-1970 Yılları

İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan “less is more” akımının izlerine yüksek yapılarda da rastlanır. Bu dönemde binalarda fonksiyonellik ve rasyonellik ön planda tutulmuş, süsleme ve motiflerden arınmış, malzeme ve strüktürünü doğrudan ifade eden yalın tasarımlarla yapı teknolojik ve monolitik kutular olarak karakterize edilmiştir. Yüksek yapılarda uygulanan taban, gövde, başlık şeklindeki biçimlenme özelliği terk edilmiş, yerine zeminden çatıya kadar aynı geometrik biçime sahip cam ve çelikten oluşan saf biçimler ve tablalı-podyumlu prizma biçimleri kullanılmaya başlanmıştır.

Lake Shore Drive apartmanları giydirme cam kaplamalarıyla dönemin önemli yapılarındandır (Michigan, 1951)

17. kata kadar “K” şeklindeki kuşaklamalarla yatay rijitliği sağlayan farklı bir taşıyıcı çerçeve sistemine sahip olan Seagram Binası ve Chicago’ da 1963 yılında yapılan 65 katlı 180 metre yüksekliğindeki Marina City Kuleleri dönemin diğer önemli yapılarındandır.

Marina City Kuleleri’nin üst katları konut, alt katları ise garaj olarak tasarlanmıştır.

1970 – 1980 Yılları

İkinci Dünya Savaşı’nın olumsuz etkilerinin geride kalması ve teknolojik gelişmeler yeni bir dönemin başlamasını sağlamıştır. Betonun kalitesi artırılmış, yapılarda ısıtma, soğutma, havalandırma ve aydınlatma sistemleri geliştirilmiş, kat alanları daha verimli olarak kullanılmaya başlanmıştır. Projelendirme tekniklerinde de değişiklikler olmuş, taşıyıcı sistemler, yapım yöntemleri, konstrüksiyon ve hesap yöntemlerinde büyük gelişmeler kaydedilmiş, bilgisayarlı tasarımın ilk adımları atılmıştır. Tüm bu olanlar yüksek yapıların gelişiminin hızlanmasına yardımcı olmuştur.

Chicago’da 1969 yılında tamamlanan 100 katlı 344 m yüksekliğindeki John Hancock Merkezinde kullanılan tübüler sistem sayesinde daha az çelik kullanılmış, yapı eski örneklere oranla çok daha ekonomik olmuştur.

John Hancock Merkezi fonksiyonel olarak da yüksek bina kavramına yeni bir anlayış getirmiştir. O zamana kadar yalnızca büro ya da konut olarak tasarlanan yüksek binalara karşılık John Hancock Merkezi büro, konut, kule, ticari alanlar gibi çeşitli karma fonksiyonların tümünü birden bünyesinde barındırmaktadır.

Paris’ te inşa edilen Fiat Binası, 1974’de New York’ da yapılan ancak 11 Eylül 2001′ deki saldırılar sonucu günümüze kadar varlığını sürdüremeyen Dünya Ticaret Merkezi, 443 m yüksekliğiyle uzun yıllar dünyanın en yüksek binası olma rekorunun sahibi 110 katlı Sears Kulesi dönemin önde gelen yüksek yapılarıdır.

Sears Tower (Şikago, 1974)

Cam kutu şeklinde yapılan yüksek binalar bu dönemde sona ermiştir. Teknolojinin gelişmesi sayesinde yükseklik artık bir sorun olmaktan çıkmıştır. Firmaların kendilerini temsil edecek ve güçlerini yansıtacak yeni yüksek yapılar yapma yarışına girmeleri sonucu, gelişen teknolojinin sunmuş olduğu olanaklarla farklı tarzlarda gökdelenler yükselmeye devam etmiştir.

1973 yılında yapılan Overseas Union Bank binası, 1975 yılında yapılan Water Tower Place binası, 1976 yılında yapılan One Bank Plaza ve 1978 yılında yapılan Citicorp Binası dönemin önemli örneklerindendir.

1980 – 2000 Yılları

İlk olarak Amerika’da ortaya çıkan ve hızla gelişen çelik yüksek yapılar yirminci yüzyılın sonlarında Uzak Doğu ve Avrupa ülkelerinde de uygulanmaya başlamış, yükseklik yarışı Amerika dışına da taşınmıştır. Başta Hong Kong, Japonya, Güney Kore, Singapur, Malezya olmak üzere Avustralya ve Orta Doğu ülkeleri de bu yarışa dahil olmuşlardır.

Bank of China kulesi (Hong Kong, 1989)

Birer sanat eseri olarak değerlendirilebilecek olan Hong Kong & Shanghai Bankası ve 1989′ da tamamlanan 369 metre yüksekliğindeki Bank of China kulesi “high-tech” olarak adlandırılan tarzda önemli örneklerdir.

1991 yılında tamamlanan Tokyo belediye binası (Tokyo City Hall Complex) 243 metrelik yüksekliğiyle Uzak Doğu’nun önemli yapıları arasındadır.

Tokyo City Hall Complex (Tokyo, 1991)

Dünyanın en yüksek binası unvanı ilk kez 20. yüzyılın sonunda ABD’nin elinden alınmış ve 1998 yılında Kuala Lumpur’daki Petronas Towers 452 metreye ulaşan yüksekliğiyle bu unvanın sahibi olmuştur.

Dünyanın en yüksek binası unvanı 1998 yılında Kuala Lumpur’daki Petronas Kuleleri ile Malezya’ya geçmiştir

Post modern kabul edilebilecek bir diğer önemli yapı 1998 yılında Şangay’da inşa edilen 421 me Jin Mao binasıdır.

Jin Mao Kulesi yapıldığında Çin’in en yüksek binasıydı. Adı “Altın Refah” anlamına gelmektedir. (Şangay, 1998)

1999 yılında kullanıma açılan 321 metre yüksekliğindeki 60 katlı dünyanın en büyük ve gösterişli oteli olan Burj el Arap binası Dubai’ nin simge yapısı haline gelmiştir. Bina yapay bir ada üzerine inşa edilmiştir.

“Burj el Arap” Arap Kalesi anlamına gelmektedir ancak binanın şeklinden dolayı Yelken Otel olarak da adlandırılmaktadır (Dubai, 1999)

2000’li Yıllar

Dünyanın en yüksek binası olarak anılan Petronas İkiz Kuleleri bu unvanını 2004 yılında Tayvan’da finans merkezi olarak tasarlanan Taipei 101 binasına devretmiştir.  Taipei 101’in yapı yüksekliği 460 metre, en uç kısmına kadar olan yükseklik ise 509 metredir.

Gerçek adı Taipei Finans Merkezi olan binaya Taipei 101 denilmesinin sebebi 101 katlı yapı olmasıdır.  (Tapei, 2004)

2009 yılında yapımı tamamlanan Burj Dubai binası dünyanın en yüksek binası rekorunu eline geçirmiştir. Binanın en üst katları çelik olarak yapılmıştır ve dünyada betonarme kütle üzerine çelik konstrüksiyonla devam edilen ilk bina özelliğine sahiptir. Binanın cephelerine gelen rüzgar yüklerini en aza indirmek için binanın hiçbir cephesi düz olarak tasarlanmamış, köşeleri de dairesel birleşimlerle yapılmıştır.

Ofis olarak kullanılan Burj Dubai 828 metre yüksekliğindedir (Dubai, 2009)

Kraliyet Kulesi olarak da adlandırılan “Burj al Mamlakah” Suudi Arabistan’da Cidde’de inşa ediliyor. Başlangıçtaki hedefi 1 mil yüksekliğe ulaşmak olan bina sonradan 1 km olarak tasarlandı.

Burj al Mamlakah binası 2020 yılında dünyanın en yüksek binası ünvanını ele geçirmeyi hedefliyor (Cidde)

2014 yılında temeli atılan binanın 2020 yılında tamamlanması planlanıyor. Rakip gökdelenlerden tatsız bir sürpriz yaşanmasından korkulduğu için planlanan yükseklik tam olarak açıklanmıyor.

Yazar Hakkında

Kiragetiren Editör

Kiragetiren Editör Sitemizdeki bilgiler size yardımcı olmak için derlenmiştir. Bilgilerin hata ve eksikliğinden ve ticari amaçla kullanılmasından doğabilecek zararlardan Kiragetiren.com hiçbir şekilde sorumluluk kabul etmemektedir.

Kiragetiren.com'da yer alan tüm içerik, görüş ve bilgilerin doğruluğu, eksiksiz ve değişmez olduğu, yayınlanması ile ilgili yasal yükümlülükler içeriği oluşturan kullanıcıya aittir. Bu içeriğin, görüş ve bilgilerin yanlışlık, eksiklik veya yasalarla düzenlenmiş kurallara aykırılığından Kiragetiren.com hiç bir şekilde sorumlu değildir. Sorularınız için ilan sahibi ile irtibata geçebilirsiniz.