Yabancının Mirası

Ana Sayfa » Blog » Yabancının Mirası

Yabancı uyruklu kişilerin Türkiye’de taşınır ve taşınmaz mal edinmelerinin artmasıyla birlikte bu kişilerin ölümü halinde, bu taşınır ve taşınmaz malların ne şekilde iktisap edileceği, bu kişilerin yapmış olduğu ölüme bağlı tasarrufların geçerliliği, yabancı mahkemelerde verilen mirasa ilişkin ilamların tanınması ve tenfizi gibi konular gittikçe önem kazanmaktadır. Bu sebepten dolayı bu makalemizin konusunu, Türk milletlerarası özel hukukunda mirasa uygulanacak hukukun tayini, miras davalarında Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, yabancı mahkemelerde verilen mirasa ilişkin ilamların Türkiye’de tanınması ve tenfizi oluşturacak olup; mütekabiliyet, Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmalar ve Tapu Kanunu 35. maddesi makalemiz kapsamında değerlendirilmemiştir.

Yabancılık Unsuru Taşıyan Miras Davalarında Türk Mahkemelerinin Milletlerarası Yetkisi

Bilindiği üzere, 6100 sayılı HMK’nın 11. maddesi gereği, mirastan doğan davalarda, mirasçılık belgesi verilmesi ve yeni mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davalar hariç olmak üzere, Türk mahkemelerinin yetkisi kesin yetki niteliğindedir. Ancak, 6100 sayılı HMK’nın 11. maddesi yabancılık unsuru taşıyan miras davalarında uygulanmaz. Yabancılık unsuru taşıyan miras davalarında Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini 5718 sayılı MÖHUK’un 43. maddesi ile tespit etmek gerekir. Buna göre, “mirasa ilişkin davalar ölenin Türkiye’deki son yerleşim yeri mahkemesinde, son yerleşim yerinin Türkiye’de olmaması hâlinde terekeye dâhil malların bulunduğu yer mahkemesinde görülür.” 5718 sayılı MÖHUK’un 43. maddesi, miras davalarında yetkiyi iki esasa dayandırarak düzenlemiştir. Miras bırakanın son yerleşim yeri ve malların bulunduğu yer. Buna göre, son yerleşim yeri yurt dışında bulunan ve Türkiye’de taşınır veya taşınmaz bırakan Türk veya yabancının miras davası, malların bulunduğu yer mahkemesinde görülecektir. Murisin muhtelif ülkelerde malları olabilir, ancak murisin Türkiye’de de taşınır veya taşınmaz mallarının olması, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin gerçekleşmesi bakımından yeterlidir. 5718 sayılı MÖHUK’un 43. maddesi, mirasa konu taşınmazlar bakımından münhasır yetki kuralı olarak kabul edilmektedir. Hal böyleyken, Türkiye’de bulunan mirasa konu taşınmazlar bakımından yabancı devlet mahkemelerini yetkilendiren yetki anlaşmaları geçersiz olacaktır.

Yabancılık Unsuru Taşıyan Miras Davalarında Uygulanacak Hukuk

Yabancılık unsuru taşıyan miras uyuşmazlıklarında uygulanacak hukuk, 5718 sayılı MÖHUK’un 20. maddesine göre belirlenecektir. MÖHUK madde 20/1’e göre, “miras, ölenin ölüm anındaki milli hukukuna tabidir.” Miras bırakanın Türkiye’de bulunan taşınmazları hakkında, miras bırakanın vatandaşlığı gözetilmeksizin, Türk hukuku uygulanacaktır.

MÖHUK madde 20/1’e göre temel kural, mirasın ölenin milli hukukuna tabi olmasıdır. Ancak bu kuralın istisnası düzenlenmiş ve Türkiye’de bulunan taşınmazlara ilişkin miras davaları hakkında Türk hukukunun uygulanacağı kurala bağlanmıştır.

Diğer bir deyişle, miras bırakanın yabancı olması halinde, miras davalarında esasa uygulanacak hukuk Türk hukuku olmayacak, yabancı uyruklu kişinin taşınmaz malları Türkiye’de bulunuyorsa, yalnızca bu mallara ilişkin davalarda, esasa Türk hukuku uygulanacaktır. Miras bırakanın Türkiye’deki menkul malları ile yurt dışındaki taşınır ve taşınmaz malları için ise, ölenin milli hukuku uygulanacaktır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 29.11.2004 tarihli ve 2004/12300 E. 2004/14076 K. sayılı kararında “davacı Türk vatandaşı muris Murat, Bulgaristan vatandaşıdır. Murisin Türk uyruğuna geçmemiş olması sebebiyle davanın reddine ilişkin mahkeme gerekçesi yerinde değildir. Mahkemece yapılacak iş taşınmazlar açısından Türk hukukunu, taşınırlar açısından ise ölenin milli hukukunu uygulayarak mirasçıları ve miras paylarını belirlemekten ibarettir. Öyle ise davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.” şeklinde hüküm kurarak, 5718 sayılı MÖHUK’un 20/1. maddesinin uygulama alanını karara bağlamıştır.

Yabancılık Unsuru Taşıyan Mirasın Açılması, İktisabı ve Taksimine İlişkin Davalarda Uygulanacak Hukuk

5718 sayılı MÖHUK madde 20/2’ye göre, “mirasın açılması sebeplerine, iktisabına ve taksimine ilişkin hükümler, terekenin bulunduğu ülke hukukuna tabidir.” Madde metinden anlaşılacağı üzere, burada taşınır veya taşınmaz ayrımı yapılmamıştır. O halde, yabancının, Türkiye sınırları içindeki mirasının açılması sebeplerine, iktisabına ve taksimine, taşınır veya taşınmaz ayrımı yapılmaksızın Türk hukuku uygulanacaktır.

Ölüme Bağlı Tasarruf Yapma Ehliyetine ve Ölüme Bağlı Tasarrufların Şekline Uygulanacak Hukuk

5718 sayılı MÖHUK madde 20/4-5’e göre, “(4) Ölüme bağlı tasarrufun şekline 7 nci madde hükmü uygulanır. Ölenin millî hukukuna uygun şekilde yapılan ölüme bağlı tasarruflar da geçerlidir. (5) Ölüme bağlı tasarruf ehliyeti, tasarrufta bulunanın, tasarrufun yapıldığı andaki millî hukukuna tâbidir. Ölüme bağlı tasarruf yapma ehliyeti, tasarrufta bulunan miras bırakanın tasarrufu yaptığı andaki milli hukukuna tabidir.”

Yani, kendi milli hukukuna göre ölüme bağlı tasarruf yapmaya ehil bir kimsenin, yine kendi milli hukukuna uygun şekilde yaptığı ölüme bağlı tasarruflar geçerli olacaktır. Burada, ölüme bağlı tasarrufun konusunun taşınır veya taşınmaz olması önem arz etmemektedir.

Mirasa İlişkin Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi

Uygulamada, miras hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanınması veya tenfizi davaları yabancı miras belgelerinin Türkiye’de sonuç doğurması için açılmaktadır. Yabancı mahkeme tarafından verilen mirasçılık belgesi tespit hükmündedir. Bu nedenle yabancı mahkemeden alınan mirasçılık belgesinin Türkiye’de sonuç doğurması için tanıma davası açılmalıdır.

Mirasa ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi davaları, tanıma veya tenfiz isteyenin Türkiye’deki yerleşim yeri asliye hukuk mahkemesinde veya sakin olduğu yer mevcut değilse Ankara, İstanbul veya İzmir asliye hukuk mahkemelerinden birinde açılabilir.

Tenfiz davasının ayrı bir dava olarak açılması gerekirken tanıma talebi mevcut bir davada da talep edilebilir. Yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizinde hukuki yararı bulunan herkes, bu davayı yabancı mahkeme tarafından verilen kararların kesinleşmiş olması şartına bağlı olarak açabilir.
Yabancı kişinin Türkiye’deki taşınmazlarına ilişkin yabancı mahkemeden alınan veraset ilamının tanınması, Türk mahkemelerinin Türkiye’de bulunan taşınmazlar bakımından münhasır yetkili olması nedeniyle mümkün değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 10.02.1968 tarihli ve 1986/808 E. 1986/1284 K. sayılı kararında “Türkiye’de bulunan taşınmaz mallar hakkında hüküm verilmesi Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girer. Bu nedenle Türkiye’deki taşınmaz mallar hakkında yabancı mahkemeden verilen ilamın tanınması isteğinin reddine bir yanlışlık yoksa da, taşınır mallar açısından isteğin reddi yukarıda gösterilen sebeplerle usul ve kanuna aykırı bulunduğundan hükmün bu açıdan bozulması gerekir.” şeklinde hüküm kurarak, taşınmazlara ilişkin yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınmasının mümkün olmadığı ancak taşınırlara ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanınmasının mümkün olduğuna, yasal mevzuata uygun olarak hükmetmiştir. Yabancı veraset ilamı Türkiye’deki hem taşınır hem taşınmaz mallara ilişkin ise, taşınırlara ilişkin kısmının tanınmasına karar verilebilir. Nitekim Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 711.2016 tarih ve 2016/2464 E. 2016/9178 K. sayılı kararı ile “Türk Hukukunda, mirasçılık belgesi vermeye yetkili Türk mahkemesinin, yabancı miras bırakan hakkında, yabancı hukuka tabi mirası için mirasçılık belgesi vermeyi engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır.” şeklinde hüküm kurarak Sulh Hukuk Mahkemesi’nden veraset ilamının talep edilmesinin mümkün olduğunu belirtmiştir.

Mirasçılık belgesinin yabancı noter veya belediye tarafından verilmiş olması halinde, bu belgelerin tanınması ve tenfizi mümkün olmayacaktır. Zira yalnızca yabancı mahkemelerce verilen ilamların Türk mahkemelerinde tanınması ve tenfizi mümkündür.

Vasiyetnamenin Tenfizi

Yabancı ülkede düzenlenen vasiyetname, doğrudan Türk mahkemelerine ibraz edilerek vasiyetin yerine getirilmesi yani vasiyetnameye göre mirasçılık belgesinin düzenlenmesi istenebilir. Yabancı ülkede düzenlenen vasiyetnamenin Türkiye’de sonuç doğurabilmesi için Türk konsolosluğu tarafından onaylanmış olması veya apostil şerhini içermesi gerekir. Ancak Türkiye ile resmi vasiyetnamenin düzenlendiği ülke arasındaki adli yardımlaşma antlaşmasında konsolosluk onayı veya apostil zorunluluğu kaldırılmışsa resmi vasiyetname doğrudan Türk mahkemesine sunulabilir.

Tereke Mallarının Edinilmesi

Miras bırakanın taşınmaz mallarının iktisap edilebilmesi için mirasçılar, ölüm olayından sonra miras bırakan ile aralarındaki mirasçılık ilişkisini kanıtlamaya yarayacak her türlü delili (defin kağıdı, hastane raporu, kolluk güçlerince hazırlanan tutanaklar, yabancı ülkelerin nüfus ve vatandaşlık işleri birimlerince hazırlanan evraklar vb.) toplamalıdırlar. Yabancı ülke resmî kurumlarından alınan belgeler, resmi şekilde Türkçe’ye çevrilmelidir ve bu belgelere apostil şerhi eklenmelidir.

Taşınmaz mallara ilişkin veraset ilamı Türk hukukuna göre; taşınır mallara ilişkin veraset ilamı ise miras bırakanın milli hukukuna göre verilir. Mirasçılar hem taşınır hem taşınmaz mallar için veraset ilamı talep ediyorsa bu durumu mahkemeye bildirmelidirler. Mirasçılık belgesi verilmesi istemine ilişkin davalar çekişmesiz yargıya tabi olduğundan hasımsız olarak açılması gerekir. Ancak, davacının mirasçılık sıfatına ve miras payına karşı çıkan kişilerin bulunması halinde, mirasçılık belgesi verilmesi davasında hasım gösterilmesi mümkün olacaktır. Uygulamada, bu gibi davalarda, hataen Hazine’nin hasım gösterilmesine oldukça rastlanmaktadır. Ancak bilindiği üzere, TMK m. 501 gereği, mirasçı bırakmaksızın ölen kişinin mirası devlete geçer. Yani, devletin sahipsiz kalan terekeye kamu hukukuna dayanan egemenlik hakkı sebebiyle el koyması söz konusu değildir. mirasçılık belgesi verilmesi istemiyle açılacak davalarda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2009/7-376 E. 2009/528 K. sayılı ve 18.11.2009 tarihli kararında da “Her ne kadar dava Hazine hasım gösterilmek suretiyle açılmış ise de tüm dosya kapsamından Hazine’nin hasım gösterilmesini gerektirir bir hususun olmadığı anlaşılmakta olup Hazine hakkında açılan davanın sıfat yokluğundan reddi ve dosya kapsamına göre miras paylarının belirlenmesi gerekirken Hazine hakkında açılan davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.” şeklinde hüküm kurularak, Hazine’nin hasım olarak gösterilmesi gerekmediği, yasal mevzuata uygun olarak karara bağlanmıştır.

Av. Güneş Deniz Sürmen
Sürmen | Arıkan Hukuk Bürosu

Yazar Hakkında

Sürmen | Arıkan Hukuk Bürosu

Sürmen | Arıkan Hukuk Bürosu info@surmen-arikan.com

Kiragetiren.com'da yer alan tüm içerik, görüş ve bilgilerin doğruluğu, eksiksiz ve değişmez olduğu, yayınlanması ile ilgili yasal yükümlülükler içeriği oluşturan kullanıcıya aittir. Bu içeriğin, görüş ve bilgilerin yanlışlık, eksiklik veya yasalarla düzenlenmiş kurallara aykırılığından Kiragetiren.com hiç bir şekilde sorumlu değildir. Sorularınız için ilan sahibi ile irtibata geçebilirsiniz.